Zeytinada…

Ne kadar yakın olsam da bir o kadar uzak kaldığım, hasretini her zaman kuvvetlice hissettiğim yerdir Zeytinada. Doğduğum topraklardır…

Bir günbatımında ufkun hüznünü insanın içine dolduran, bir şafak vakti insanı yeniden doğmuş gibi hissettiren, heybetli çam ağaçlarının baş döndürücü kokusuyla, zeytin ağaçlarından aldığı ismiyle, muz ağaçlarının gösterişiyle anlatılamayan ama yaşanarak anlaşılan bir yerdir Zeytinada…

Güney’in boğazını geçip Kemer’in rampasını aşıp Kaledran’a kadar süren bir serüvendir Zeytinada… Uçsuz bucaksız deniziyle insanı alıp götüren, tabiri caizse devr-i alemi teşvikleyen, Cebelitarık’a açılmak isteyen yerdir. Yerlisinin deyimiyle hava “foyraz” oldu mu Kıbrıslı Beşparmak Dağları’nın, Antalyalı Bey Dağları’nın silüetlerini gözler önüne seriverir. Geçen her gemi, saygıyla selamlar Zeytinada’yı…

Deniz demişken, öyle verimlidir ki denizi; kimine iş verir, kimine aş… Muz ağaçlarını kendine aşık eden o deniz ne bereketlidir, bir bilseniz…

Yerlisi der ki: “Seyfeliyin ben arkadaş!” Seyfeli çocuğu okur, büyük adam olur, kalemi “Seyfe” gibi olur. Bu toprakların kokusunu alan adam “deli”-kanlı olur, ele avuca sığmaz…

İnsana hiç yapamadığı, hiç yapamayacağı edebiyatı yaptırır Zeytinada. Aşık eder adamı kendine. İlle de kendini göstermek ister, görülmek ister, bağrına basmak ister…

Torosların dibinde, hep güneşe bakmak ister. Bir günde 4 mevsimi yaşatmak ister. Toprak ister, su ister, emek ister… Böyle her şeyi istediğine bakmayın! O, her şeyi ister ama size istediğinden daha çoğunu verir.

Seyfe…

Anlatmaya kelimeler yetmez.

Seyfe yaşanır…

Ünal ÖZKURT

Zeytinada (Seyfe)

 

1 Yorum: “Zeytinada…

Düşüncelerinizi paylaşın.